ÖNE ÇIKANLAR
SALOME: “Müziğimi düşündüğümde, onu sadece estetik bir şey olarak görmüyorum”
SALOME, Sónar Istanbul’un 10. yıl programı kapsamında bu hafta Zorlu PSM’de
Electro’dan breakbeat’e, techno ve DnB’e kadar uzanan parça seçimleriyle dinleyicilerine dans
pistinde sınırsız enerji vaat eden; prodüktör ve DJ SALOME ile Sónar İstanbul’un 10. Yılı kapsamında
özel bir röportaj gerçekleştirdik. CEM ile gerçekleştirecekleri özel B2B’nin heyecanı şimdiden
artmaya başladı bile!
Bir röportajında zihninde bir "ses haritası" olduğundan ve setlerini her şehrin kendine has enerjisine göre uyarladığından bahsetmiştin. Sónar İstanbul’un 10. yıl dönümü olduğunu da düşünürsek, şehrin bu kaotik ve büyüleyici enerjisi senin şu anki müzikal haritana nasıl uyum sağlıyor?
Bir "ses haritasından" bahsettiğimde, farklı yerlerin enerjiye nasıl karşılık verdiğine dair sezgisel bir kavrayıştan bahsediyorum; bu kısıtlayıcı bir yol değil, bir diyalog. Her şehrin kendi ritmi, kendi duygusal sıcaklığı var ve ben kendi sesime sadık kalarak bu ritimle buluşmayı seviyorum. İstanbul, bana evime çok yakınmış gibi hissettiriyor. Şehrin yoğunluğunda ve duygusal derinliğinde bana Gürcistan’ı hatırlatan bir şeyler var; belirli bir itici güç, bir hamlık ama aynı zamanda derinde yatan bir hassasiyet... Bu yüzden İstanbul, kendimi neredeyse "tercüme edilmeye" ihtiyaç duymadan, çok özgürce ifade edebildiğim bir yer. Bu durum başka yerlerde daha az sahici olduğum anlamına gelmiyor; daha ziyade bazı şehirlerde enerjiyi ustalıkla şekillendirmeniz gerekirken, İstanbul gibi yerlerde her şey o kadar doğal bir uyum yakalıyor ki hiçbir ödün vermeden akıp gidiyor. Bu da içgüdülerime tamamen güvenmemi, setlerimin duygusal ve ritmik aralığını çok dürüst bir şekilde zorlamamı sağlıyor.
Parçalarına genellikle bir kick davulu yerine melodilerle başlıyorsun. Bu yaklaşım, melankolik bir etki ve derinlik hissi sağlarken, peak time’da da dans pisti için gereken dinamizmi korumana nasıl yardımcı oluyor?
Benim için melodi enerjiyi yumuşatan bir unsur değil, ona duygusal ağırlığını veren şeydir. Kendimi ifade etme biçimimin her zaman iki yönü olduğunu hissettim: Dokularda ve melodilerde kendini gösteren daha savunmasız, içsel bir yan; bir de ritim ve sürükleyicilikte hayat bulan daha cesur, fiziksel bir enerji. Çalarken bu ikisi arasında bir seçim yapmıyorum, onları bir araya getirmeye çalışıyorum. Gücün yumuşaklıktan doğduğuna gerçekten inanıyorum; kulüp ortamında bu yumuşaklık bir tür gerilime, sizi içeri çeken bir şeye dönüşürken, "groove" sizi ileriye taşımaya devam ediyor.
Vokaller bu noktada benim için önemli bir rol oynuyor. Parçanın yapısını delip geçen, ona hayat veren insani bir unsur, samimi ve bazen şehvetli bir dokunuş katıyorlar. Bu, duyguyu odaya çok doğrudan, neredeyse fiziksel bir şekilde getirmenin bir yolu. İşte bu kontrast, setin aynı anda hem yoğun hem de sürükleyici hissettirmesini sağlıyor. Yani en enerjik (peak-time) anlarda bile duygudan uzaklaşmıyorum, sadece onu farklı şekilde kanalize ediyorum. Bu durum melankoliden ziyade, derinlik ve ivmenin bir arada var olduğu; bir şeyler hissettiğiniz ama aynı zamanda tamamen hareket halinde kaldığınız bir hale dönüşüyor.
Seni ve prodüksiyonlarını “Vertex” toplama albümündeki ‘Catch Us’ parçandan beri takip ediyorum. Bir parça üretirken yaklaşımındaki temel farklar neler? Özellikle “Hacker” EP’ne baktığımızda temel farklılıklar kolayca görülebiliyor. 2026 sonrasına baktığımızda, SALOME’yi daha deneysel alanlarda göreceğimizi bekleyebilir miyiz?
Kesinlikle, kendimi daha deneysel alanlara doğru adım atarken görüyorum. Yakında gelecek gerçekten heyecan verici projeler var ve şu an kendimi bu yöne çok bağlı hissediyorum. Bu değişimdeki büyük pay, Nike için hazırladığım ses çalışmasına ait. 15 dakikalık bir kompozisyon inşa etmek tamamen farklı bir süreçti ve daha önce erişemediğim yanlarımı keşfetmemi sağladı. Beni daha savunmasız ve sezgisel bir alana itti; kimliğimin farklı yönlerini çok dürüst bir şekilde bir araya getirebildim. Bu deneyim içimde kesinlikle bir şeyleri açığa çıkardı ve gerek benzer projelerle gerekse diğer yaratıcı iş birlikleriyle bunu geliştirmeye devam etmek istiyorum.
Ayrıca daha dans pisti odaklı yeni bir EP’yi bitirmek üzereyim. Temel ilgi alanım her zaman electro’ya dayanıyordu; şimdi bunu sadece daha güçlü bir kimlik ve niyetle sürdürüyorum. Eski çalışmalarıma bakacak olursak; "Catch Us" bir edit olduğu için, kendi prodüksiyonumu daha doğrudan yansıtan "Hacker"a kıyasla doğal olarak farklı bir yerde duruyor. O zamandan beri hem teknik hem de yaratıcı olarak büyüdüm; dolayısıyla aradaki farklar, beni en başta bu müziğe çeken şeye sadık kalarak sesimi rafine etmemden, yani evrimimden kaynaklanıyor.
SECTION’daki performansında seçtiğin parçalar ve dinamik tekniğinle hayranlarına muazzam bir set sundun. Bu deneyim senin için nasıldı ve sence bu performans organizatörlere veya dinleyicilere seninle ilgili farklı bir perspektif sunacak mı?
Buna farklı bir bakış açısı demezdim; o perspektifin, şu an bir sanatçı olarak kim olduğumun daha doğrudan ve dürüst bir yansıması olduğunu söylerdim. :) Daha önce gerçek olmadığım anlamına gelmiyor bu, ama zamanla bir şeyler değişti. İçgüdülerimden daha emin hale geldim ve etrafımdaki hiçbir şey için onları yumuşatmadan veya şekillendirmeden, arkalarında tam anlamıyla durmaya daha istekli oldum.
O yayın tam olarak buydu: benim filtrelenmemiş halim. Hissettiklerimle ifade ettiklerim arasında hiç mesafe yoktu. Eğer bu durum insanların beni görme biçimini değiştiriyorsa, bunun nedeni beni artık daha net görmeleridir; farklı bir versiyonumu değil, daha bütünleşmiş bir halimi... Ekibimden, özellikle de menajerim Agnese'den aldığım destek olmasaydı bu noktaya bu şekilde gelebileceğimi sanmıyorum. Geçtiğimiz yıl boyunca kendime daha derinlemesine güvenmem konusunda teşvik edildim ve bu bana, kendimin bu versiyonuna tam anlamıyla adım atmam için gereken alanı sağladı.
Gürcistan’daki Bassiani ve Khidi gibi efsanevi mekanlar dünya çapında bilinen tekno mabetleri haline geldi. Gürcistan’ın "direniş ve özgürlük" vizyonunun, Berlin’de geliştirdiğin o daha endüstriyel ve ham sesle nasıl bir bağ kurduğunu düşünüyorsun?
Bence Gürcistan'da kulüp kültürü hiçbir zaman hayattan kopuk olmadı; içinde bir direniş ruhunu ama aynı zamanda çok derin bir duygusal yoğunluğu barındırıyor. Gürcü halkı, tarihten gelen, dayanmak zorunda kalmaktan, kimliğini korumaktan ve özgürlüğün ne anlama geldiğini sürekli yeniden tanımlamaktan kaynaklanan güçlü bir karaktere sahip. Bu direnç, insanların hissetme ve kendilerini ifade etme biçimlerini şekillendiriyor. Bu; güç ve hassasiyetin, hamlığın ama aynı zamanda derin bir duygusallığın çok özel bir karışımı. Böyle bir ortamda büyüdüğünüzde bunu sadece gözlemlemez, özümsersiniz. Bir bakıma DNA'nızın bir parçası olur.
Bu yüzden müziğimi düşündüğümde, onu sadece estetik bir şey olarak görmüyorum. İlgi duyduğum o daha endüstriyel, ham öğeler bile aynı gerilimi; bir aciliyet hissini ve altındaki derinliği taşıyor. Bu sadece etki yaratmakla ilgili değil, hissetmekle ilgili. Berlin bana bunu ifade edebilmem için gereken dili, sonik çerçeveyi ve belirli bir hassasiyeti verdi ama işin özü zaten oradaydı. Benim müziğim, yoğunluğun sadece estetik olmadığı, gerçek bir yerden geldiği o ikisinin arasında bir yerde var oluyor.
Sónar gibi devasa bir festivalde sahneye çıkmadan önce yaptığın garip veya sana özel bir ritüelin var mı? Seni o moda sokan bir şey?
Beni dengede tutan küçük bir rutinim var. Meditasyon bunun büyük bir parçası; yeniden bağ kurmama ve zihnimi boşaltmama yardımcı oluyor. Özellikle büyük şovlardan önce, sahneye çıkmadan önce merkezime dönmek ve o ana tam olarak varmak için biraz yalnız kalmayı seviyorum.
Sónar gibi dev ölçekli bir festival bu yıl Sónar İstanbul 2026 olarak 10. yılını kutluyor. Bu küresel sahnede CEM ile özel bir B2B set ile yer almak nasıl bir duygu? İzleyiciler sizden neler beklemeli?
En sevdiğim festivallerden biri olan Sónar’a, özellikle de bu kadar özel bir edisyon için geri döneceğim için çok heyecanlıyım. Bu anı CEM ile paylaşmak bunu daha da anlamlı kılıyor. Bir sanatçı olarak ona hayranım ve müzikal olarak aramızda doğal bir bağ olduğuna inanıyorum. İnsanların ne beklemesi gerektiğine gelince; beklenmeyeni bekleyin derim. Ama tabii ki en iyi anlamda. Aramızda güçlü bir anlayış birliği var, bu yüzden çok özel bir şey olacağına eminim.
